Soybilim

Soy araştırmaları tarih ilmi bakımından ehemmiyetli bir mevzudur. Soybilim (Jenealoji) üzerine Türkçe yazılmış elimizdeki tek eser Yılmaz Öztuna‘nın beş dev ciltlik “Devletler ve Hanedanlar”ı. Bu çapta yenisinin yazılması da yakın-orta vadede mümkün görünmüyor. (Nasıl yazdınız diye soranlara, o kendine mahsus tarzıyla “Efendim ben manyağım” derdi. Estağfurullah diyenlere de “Efendim yazmayı denerseniz ne demek istediğimi anlarsınız” açıklamasını yapardı. Birkaç gün sonra ölümünün sene-i devriyesi. Nasıl da özledim.)
Mücadele etmenin imkansız olduğu kedim Beppa’nın soyunda bir acayiplik var, eminim. Onu araştırırken bile canım çıktı. Topladığım verilere göre kökeni Finlandiya orman kedilerine dayanıyor. Norveç de olabilir, hatta İzlanda. Demişken, Bernard Lewis‘in “İzlanda’da Türkler” makalesini de hatırlamış oluyorum. Kolay değil bu işler.
Geçen gün Nilhan Osmanoğlu vak’ası hakkında çiziktirmiştim. Şimdi de Naz Osmanoğlu vak’ası çıktı. Ve iş yine başa düştü.
Nilhan’ımızı yazarken 80’lilere laf atar gibi olmuştum sonra utandım. Naz da o nesilden. Hem işin içinde Mahur da var. Az günah da çıkarayım.
Keyfinizi yeterince kaçırdığıma/getirdirdiğime göre vak’aya geçeyim:
Tam adı Nâzım Zıyâeddin Nâzım (1985- , soyadı Osmanoğlu, “Naz” adını kullanıyor).
Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye usulünce “Efendi” o, çünkü padişahın/şehzadelerin soyundan gelen erkekler isminin sonuna bu titri alır. Kural; devletin adının ne olduğu, hanedan azası ile mensuplarının hangi titrleri kullanacağı vesair protokoller Tanzimat’la beraber son şekillerini almıştır. Temel gerekçe, bütün dünyada genel-geçer sistem ne ise ona ayak uydurmaktır. Cumhuriyet’ten sonra ise yeni devrin kurallarına uyulmuştur. Nasıl saltanatta ‘Bizdeki hükümdarlık da biz bir iki de hükümdar muavini atıyoruz’ dememişsek; ‘Bizdeki cumhuriyet ama biz onu başka türlü anlıyoruz, cumhurbaşkanının birkaç da yardımcısı olacak’, ‘Bizdeki demokrasi ama biz parlamentoyu üç dört meclisli bir şey yapıyoruz’ gibi keyfî laflar da etmemişiz. Kısaca bizde “Türk tipi” diye bir kural bulunmamakta (idi). O belki Türkler Viyana’yı (Washington DC’yi diye anlayınız) alırsa mümkün olur. ‘İşte aldık kuralı da koyduk, adı da “Türk Tipi”, nasıl ama mis gibi değil mi?’ diye o zaman sorabilirler. (Bir ara böyle fantastik kitaplar vardı piyasada, 11 Eylül’den sonraydı, yine revaçta mı bilmiyorum.)
Neyse ben yine sevimli ve yakışıklı komedyenimiz “Naz”a döneyim (bkz. Görseller). Hanedana sıhriyetiyle ilgili onun hakkında da düzgün bilgi bulmak zor olabilir. Bu zorluk, arada sırada uyduruk azalar zuhur ettiği için önemlidir. Mazbut soyu şöyle:
Sultan Mehmed (V.) Reşad
Mehmed Zıyâeddin Efendi
Mehmed Nâzım Efendi
Mehmed Zıyâeddin Efendi (dedesinin adı verilmiş)
Nâzım Zıyâeddin Nâzım Efendi (“Naz”)

Netice: Ahmet’le bu vak’alar ile tahlillerini konu alan bir kitap hazırlamamız şart oldu. O olmadan yapamam.
Vak’a için bkz. https://onedio.com/…/istanbul-sahnelerinde-bir-sehzade-5-me…
Naz hakkında gelişigüzel malumat ile muhtelif yorumlar için bkz. https://eksisozluk.com/naz-osmanoglu–2917904
Aşağıda ilk resimdeki Beppa, her gün defalarca ‘Ya bi git bela mısın nesin’ demek zorunda kalıyorum.
İkinci resimde Finlandiya orman kedisi ile o beladan kaçan zavallı tilkiyi görüyorsunuz.

kedi1

kedi2

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s